Bir Kaplumbağa: Kamu ve Pardus

“Kamuda masaüstünde yüzde 10'luk Pardus kullanımının sağlayacağı yıllık tasarruf 15 Milyon TL olacaktır ki, bu Pardus projesinin yıllık bütçesinin 20 katı civarındadır. Sadece ASAL projesine bakıldığında, sunucular da dahil edilirse sağlanan tasarrufun 1-2 milyon TL arasında olduğunu söylemek ve Pardus çözümünün bunun çok çok altında bir maliyetle gerçekleşeceğini belirtmek yeterli olacaktır.”

Pardus'un iki büyük sınavı

Bu sözleri, Pardus Proje Yöneticisi Doç.Dr.Erkan TEKMAN'ın Milli Savunma Bakanlığı ASAL birimlerinin Pardus'a göç çalışması nedeniyle 2007 yılında basına verdiği bir demeçten alıntıladım. 2007 Yılı Pardus için gerçekten büyük umutların yeşerdiği çok heyecan verici bir yıldı. Çünkü Pardus, ayağının tozuyla bir kamu projesinde kullanılacaktı. Sonradan Kurumsal 1 olarak adlandırılacak olan Pardus'un ASAL özel sürümü (bir nevi geliştirme sürümü olan 1.0'ı saymazsak) ilk sürüm olan Pardus 2007 ile paralel geliştiriliyordu.

Aslında MSB'nin özel olarak yürüttüğü bu ASAL projesi DPT'nin E-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında uygulanan 2006-2010 Bilgi Toplumu Eylem Planı'nın 51 numaralı eylemi idi. O günlerde yapılan öngörülerde, ASAL projesinin diğer kurumlar için bir pilot uygulama olduğu ve alınan sonuçlara göre sonraki yıllarda diğer kurumların benzer göçlere girişeceği umut ediliyordu. Ancak kamuoyunda beklenildiği yaygınlıkta göç projeleri yaşanmadı.

Aynı Eylem Planının bir başka maddesi olan 74 numaralı eylem ise “Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı” başlığını taşıyordu. Bu eylem için pilot kurum seçimi ise ancak 2009 yılında yapılabildi ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) göç projesi başlatıldı. Bu çalışmada, işletim sistemi yanında kuruma özel ihtiyaçların da özgür yazılımlarla karşılanacağı bir göç öngörülüyordu. Özgürlükiçin.com, sunucu sistemleri ve altyapının göçünden sonra bir kurum yetkilisini Ajans Pardus'un 19.bölümüne konuk ederek güzel bir söyleşi yaptı ve göçün başarı ile devam ettiğini öğrendik. Bu yıl (2011) içerisinde EPDK projesinin hedeflerine ulaşacağı öngörülüyordu. (Henüz bir bilgi yok)

Bu iki önemli kamu göç projesi yanında bazı kamu kurumları, birkaç belediye ve birkaç üniversitenin bazı birimlerinde, kısmen Pardus kullanıldığı biliniyor, herhalde en çok bilinenler RTÜK, TSK, bazı Emniyet, Tarım ve Sağlık İl Müdürlükleridir. PardusWiki sayfasından tam listeye ulaşabiliyorsunuz.

Mevzuat ne diyor?

Yaptığım aramalarda, genel ve kurumların özel mevzuatlarında Pardus'a bir atıf bulamadım. Eğer konuyu (her ne kadar özgür yazılım kavramından farklı olsa da) açık kaynak kodlu (AKK) yazılımlar olarak ele alırsak galiba Başbakanlığın 2009/4 sayılı genelgesi bir milat olarak kabul edilebilir.

Bu genelge yine E-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında yayınlanmıştı ve tüm kurumların e-devlet geçişi için belli bilişim standartlarını kullanmasını zorunlu kılıyordu. Standartlar ve talimatlar ise DPT tarafından hazırlanan Birlikte Çalışabilirlik Esasları Rehberi'nde tanımlanıyordu. (Rehbere www.bilgitoplumu.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz)

Bu rehberin yayınlanan her iki sürümünde de kamu kurumlarının açık standartları ve AKK yazılımları kullanmaları yer yer zorunlu kılınıyor veya öneriliyordu. Dahası, yine DPT tarafından hazırlanan ve kurumların bilgi işlem projeleri ihalelerinde dikkate alacağı Kamu Bilgi ve İletişim Teknolojileri Proje Hazırlama Kılavuzu da Birlikte Çalışabilirlik Esasları Rehberine uygun projeler hazırlanmasını şart koşuyor ve özellikle açık standartların tercih edilmesini istiyor. Oldukça olumlu olan bu gelişmenin Başbakanlığın emrine rağmen kamu kurumları tarafından ne kadar dikkate alındığını ise hepimiz biliyoruz. En azından Windows ve IE kullanmadan hizmet alınamayan kamu web hizmetlerini düşünmek yeterli.

Benzer şekilde 2010 yılında çalışmaları hızlanan ve kurumlar arası yazışmaları dijital ortama taşıyacak E-Yazışma Projesinin teknik raporlarında da açık standartlar kullanılması gerektiği açıkça belirtilmiş. (www.e-yazisma.gov.tr)

Sonuçta E-Dönüşüm Türkiye Projesi kamuda açık standartların kullanımı ve platform bağımsızlığı konusunda olumlu bir istikamette bulunuyor. Ancak öyle görünüyor ki çalışmaların büyüklüğü ve kamunun geç cevap veren hantal yapısı nedeniyle çalışmalar oldukça yavaş yürüyor. Pardus için önemli olan nokta ise her bir çalışmanın kendi içerisinde farklı pilot kurumlar ile uygulama açısından bağımsız yürütülüyor olması. Bu durum diğer projelerin Pardus'a uygun bütünleşmesini muhtemelen geciktiriyor. Bütünsel bir çalışmayı sağlamayan bu yöntem yerine pek çok proje için tek bir pilot kurum seçilmesi bir çözüm olabilir. Örneğin en başından itibaren e-yazışma gibi bir sistemin tamamen Pardus ve özgür yazılımlar ile yürütülmesi ve pilot uygulama yapılan kurumun en azından kısmen Pardus'a göçünün de sağlanması gerekir.

Cevap Veremeyen Kamu

Kamunun geç cevap veren yapısının yanında bazen hiç cevap veremediği durumlar da mevcut. Örneğin Elektrik Mühendisleri Odasının yayınladığı Elektrik Mühendisliği dergisinin 435.sayısındaki (Ocak 2009) Kamu Pardus'a Göçemiyor başlıklı yazıda bazı kamu kurumlarının yazılım lisanslarına harcadıkları bütçeyi hiç bilmedikleri için meclis soru önergesine cevap veremediklerini okumuştuk. Çoğu kurum da tam bilgi veremediğini belirtmiş, bu kurumlardan birisi de Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) idi.

MEB 2011 Yılında Kamu BİT Yatırımları için ayrılan payda Üniversiteler ile birlikte değerlendirildiğinde %42 ile aslan payının içerisinde görünüyor, dahası 700 Milyon TL ile rakam olarak da üniversiteleri neredeyse 10'a, SGK'yi de 5'e katlıyor. Meşhur FATİH projesi tek başına 500 Milyon TL ile başı çekiyor. Pardus projesinin ise 2008-2012 yılları için tespit edilmiş olan 14 Milyon TL'lik bütçesinden sadece 4 Milyon TL'si 2011'de kullanımı için ayrılmış, 2010'da hiç kullanılmamış. (Kaynak, DPT 2011 Kamu BİT Yatırımları Raporu)

Daha ödenen lisans bedellerinin bile hesabını tutamayan kamu kurumları nasıl bir projelendirme ile bu kaynakları talep edip kullanıyor ve buna izin veriliyor anlamak güç. Dahası projelerin yukarıda bahsi geçen Kamu Bilgi ve İletişim Teknolojileri Proje Hazırlama Kılavuzu'na uygun hazırlanıp hazırlanmadığının denetimi yapılıyor mu acaba?

Herşeye rağmen bütçemiz yoksa üniversitelerimiz, zehir gibi gençlerimiz var! Üniversitelerimizin Pardus gibi ülkemizin ulusal çıkarlarına hizmet eden bir projeye karşı sorumlulukları çok farklı. Bu konuda Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) yaptıkları çalışmalarla gurur verici bir örnek. Pardus'un geliştirilmesine büyük katkı veren Dr.Necdet YÜCEL ve öğrencileri bence takdiri hak ediyor. Diğer üniversitelerimiz ÇOMÜ'yü örnek alarak bir yarış halinde olsalardı Pardus bugün çok farklı bir yerde olabilirdi.

Sonuçta Kaplumbağa yürüyor

Kamu açısından işe iyi tarafından bakmak istersek Kaplumbağa'nın yürüdüğünü söyleyebiliriz. 5 Yılda komple Pardus'a göç etmiş 2 kurum (belki RTÜK ile 3, ancak EPDK'yı henüz bilmiyoruz), kendi çabalarıyla kısmen göç etmiş bazı kurumların bazı birimleri ve yarın tersine göç etmeyeceğini bilemeyeceğimiz bir kaç belediye. Ayrıca teknokedi.com sitesinin yaptığı bir araştırmaya göre Fatih projesinin ihale şartnamesinde Pardus şartının konulduğunu öğrendik. Bu bir göç sayılmasa da umut verici bir gelişme.

Asıl sorun şu ki; göç yapan kurumların çoğunda tam anlamıyla planlı bir göç yerine Pardus'un imkanlarından faydalanmak isteyen bazı duyarlı kurum yetkililerinin bireysel çabalarının etkili olması sürekliliği ve kurumsal bilinç değişimini maalesef oluşturmuyor. Yukarıda bahsettiğim EPDK yetkilisi ile yapılmış söyleşiyi dinlerseniz kurum yetkilisinin ne kadar yüksek bir bilinçle bu göç projesinin gerekliliğine inandığını göreceksiniz. Böyle bir bilinç, ancak kurumsal bir karar ve planlama ile birleşirse buna bir göç projesi denilebilir diye düşünüyorum. Yoksa bireysel çabalar kolayca geri döndürülebilecek etkiler oluşturmaktan öteye gidemiyor ve sürekli olmuyor.

Kurumsal karar ve süreklilik birbirini tetikleyen iki unsurdur, kurumsal karar sürekliliği garanti ediyor ve sağlıklı bir ekosistem için ticari beklentiler, yani talep oluşturuyor, süreklilik de ekosistemin varlığını garanti ederek kurumsal kararları etkiliyor. Kurumsal karar, yazılımın kurumsal yaşam alanının yani ekosisteminin olmazsa olmaz önemli bir parçası olan destek ve göç ortağının varlığı ile mümkün olabiliyor.

Yukarıdaki ASAL ve EPDK örneklerinde ekosistemin tüm unsurlarını, dolayısıyla göç ortaklığını da TÜBİTAK (Pardus ekibi) üstlenmiş görünüyor ve zorlama bir ekosistem oluşturulmuş oluyor. Ancak Pardus, komik bütçesi ile en fazla kaç kuruma kurumsal destek verebilir ki?

İdeal dünyada, piyasada pek çok özel göç ortağı ve destek kuruluşunun hizmet vermesi gerekiyor. Ancak bunun için bir pazar oluşması, bu destek hizmetlerinin kârlılığını ve rekabet ortamını sağlayacak bir talebin olması şart. Böyle bir pazarı da ancak kamu kurumları oluşturacak büyüklükte. Ancak kamu, kurumsal göç kararları vermek için böyle bir talebin kendiliğinden oluşmasını beklememeli. Talep olmayınca göç ortakları, destek firmaları, dolaysıyla  ekosistem de kendiliğinden oluşmuyor.

Burada iki çözüm varmış gibi görünüyor. Pardus projesi son 5 yılda yaptığı gibi yapay ekosistemlerle göç projelerine destek vermeye yani talebi büyütmeye devam edecek. Böylece bir gün talep, destek firmalarının arzına yol açacak büyüklüğe erişmiş olacak. Pardus'un yok denecek kadar az bütçesi ile bunun için daha kaç 5 yıl geçeceğini varın siz hesaplayın. Ancak doğru düzgün bir bütçe ayrılırsa daha gerçekçi bir vizyon olabilir bu.

Ya da kamunun ileriye dönük ve kamuda genel bir Pardus göçünü hedefleyen bir vizyonu resmi olarak ortaya koyması, yani bir kurumsal kararın ortaya çıkması gerekiyor. Bilindiği gibi yatırımları yönlendiren temel unsur beklentilerdir. Örneğin kamunun 10 yıllık bir göç planını uygulamaya koyması ile ilk yıl onlarca Pardus göç ortağı ve destek firmasının kamu kurumlarının kapılarını aşındırmaya başlayacağını, bu firmaların yüzlerce Pardus uzmanı mühendis ve binlerce personel istihdam edeceğini kestirmek zor değil. Aynı şekilde Fatih projesinde dağıtılması beklenen tabletler için alınacak bir Pardus kullanılma kararı Pardus’un labaratuvarda bekleyen ARM  çalışmalarını ürüne çevirecek bir gelişme olur.

Ha tabi, böyle bir şeyin kimlerin zararına olacağını veya gerçekleşmediği için şu anda kimlerin cebinin dolmakta olduğunu da düşünmek ve böyle bir gelişmeyi engellemek için birkaç milyon doların bozuk para gibi harcanabileceğini ve kağıt üzerinde hayati oynamalar yapılabileceğini de unutmamak lazım. Örneğin Fatih projesinin ihale şartnamesindeki Pardus şartı “Pardus uyumlu” gibi göstermelik bir ibare ise bu, bilgisayarların Pardus yüklü olarak alınacağı ve öyle kullanılacağı anlamına gelmez. Ancak “Pardus kurulu olarak teslim edilme, uyum eğitimi ve 3 yıllık teknik destek taahhüdü” anlamındaki bir ibare gerçekten doğru bir iş yapılmaya çalışıldığını gösterir.

Pardus'a göç kendi sırtını kaşımaktır

Ulusal çapta düşünülürse kamu kurumları yüz binlerce bilgisayardan oluşan bir makine parkı görünümündedir. Böyle bir pazar Türkiye'de hiçbir özel kuruluş tarafından oluşturulamayacak bir büyüklük. Böylesine devasa bir makine parkında Pardus kullanılması, donanım haricinde yapılacak her türlü giderin tamamına yakın kısmının çözüm ortağı firmalar sayesinde yurt içinde kalacağı anlamına gelir, yani bu harcamalar yurt içi ekonomiyi besleyecektir. Ayrıca yurt dışına akan donanım yenileme maliyetlerini uzun vadeye yaması ve düşürmesi de cabası. Ancak asıl önemli olan bu değil.

Maliyetler yanında çözüm ortağı firmalarda istihdam edilecek Pardus uzmanları ve teknik çalışanlar ile sadece Pardus açısından değil genel özgür yazılım ekosisteminin de gelişeceği görülebilir. Bu bile tek başına Türkiye için çok büyük bir artı değer olacaktır.

Aksi durumda (yani günümüzde), kamu kurumlarının hesap bile edemediği büyüklükteki milli servet sürekli yurt dışındaki firmaların kasalarına akıyor. Bu durum yıllardır Türkiye'deki yazılım sektörünün mali olarak zenginleşmesini, dolaysıyla da uluslararası yazılım teknolojisi üretmesini zorlaştırıyor. Sonuçta ülkemiz muhasebe yazılımları kalabalığından kurtulamıyor, ona da teknoloji denirse.

Uzun yıllardır bu konular sürekli yazılıp çiziliyor, umutlar ve hayallerin bıkıp usanmadan tozu alınıyor. Nihayet 5 yıl sonra en azından bir arpa boyu yol aldık diyebiliyoruz. Bazı kamu kurumları kurumsal kararlılıkla Pardus'u seçmiş ve başarı ile kullanıyor, bilişim çevrelerinde Pardus konusunda toplumsal bir bilinç yavaş yavaş oluşuyor. Ancak ne yazık ki kamu idaresindeki Pardus bilinci toplumun gerisinde kalıyor ve bütün çabalar adeta ağır çekimde yürütülüyor. Bir 5 yıl daha böyle giderse tamamen Pardus’a göç etmiş kurum sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek.

Pardus projesinin Türkiye için sadece bir işletim sistemi geliştirme projesi olmadığını, toplumda ve kamuda özgür yazılımlar adına gerçekleşecek bir bilinç devriminin meşalesi olduğunu, kamu idaresinin ise biraz 1923 enerjisiyle hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.



Bu yazının lisansı Pardus-Linux.Org eDergi 34. Sayı'daki lisansı ile aynıdır. Lisanslar hakkında bilgiyi lisanslar sayfamızda bulabilirsiniz.

Etiketler :

Yorumlar